Sivil toplum ve insan kaynağı sorunu: Her yerde mi yoksa doğru yerde mi olmak?

Pınar İlkiz – İletişim Danışmanı ve Pikan Ajans Kurucu Ortağı

Ekim 2015’te TÜSEV (Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı) Sivil Toplum İzleme Raporu 2013-2014’ü yayımladı. Rapora baktığınız zaman dernek ve vakıflarda ücretli çalışanlara dair sayıları bulabilirsiniz.

Kısaca fikir sahibi olmanız için Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın 2014 verilerine göre engelli derneklerinde 400, insani yardım derneklerinde 11.125 ya da çevre, doğal hayat ve hayvanları koruma derneklerinde 140 ücretli çalışan var. Diğer çalışma alanlarına dair sayılar için rapora bakabilirsiniz.

Yine aynı raporda Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 2015 verilerine göre vakıflarda ücretli çalışan sayısı 2014’te 16.773. Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın istatistiklerine bakarsanız Türkiye genelinde 2014’te tam zamanlı çalışan sayısı 36.163.

Daha da geriye gidip TÜSEV’in 2011 araştırmasına da göz atarsanız sivil toplum kuruluşlarının yüzde 57’sinde ücretli çalışan bulunmadığını göreceksiniz.

Sayılarda boğulmak yerine kişisel tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim; dört yıl sivil toplumda bilfiil çalıştım ve ilk yılımı bitirdikten sonra büyüklü-küçüklü sayısız sivil toplum kuruluşuna sosyal medya ve iletişim konusunda eğitim vermeye başladım. Karşılaştığım endişe hep aynıydı: ‘Bizde bunu yapacak insan kaynağı yok.’ ya da ‘Hocam iyi güzel anlatıyorsunuz ama şimdi ben gidip bunları ofistekilere anlatsam ihale bana kalacak.’

Bu bilgiyi cebimize koyup devam edelim.

Sosyal medya derya deniz. Genelde markalar yani kar amacı güden kuruluşlar bu pastanın en büyük payını alıyor ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar kalan kırıntılarla yetinmek zorunda kalıyor. Ya da aynı büyüklükteki pasta dilimine ulaşmak için gözlerini yükseğe dikip sosyal medyayı büyük ve yeni bir gider kalemi olarak bütçelerine eklemek zorunda kalıyorlar.

Bu bilgiyi de cebimize koyup devam edersek...

Değişim. Küçük ölçekli yapılar kadar büyük ölçekli yapıların da en fazla direnç gösterdiği kavram. Sosyal medya oyunun kurallarını yeniden yazdı. Peki bu ne demek? Bu, artık basın bültenlerinin 71-100 vuruşa indirgenebilmesi, görselleştirilebilmesi ve 40 karakterde kendini ifade edebilmesi anlamına geliyor. Peki yazılanı yeniden yazacak olan kim?

Sivil toplum kuruluşlarının bu pastadan pay almak için herhangi bir adım atmadan önce kendi yapısını iyice analiz ederek, ne kadar insan kaynağını buna ayıracağını/ayırabileceğini saptaması gerekiyor. Sosyal medyadaki varlığını ve bu varlıkların yönetimini kurum içinde mi halledecek yoksa dışarıdan bir yapıya mı devredecek? Devrettiği yapı kurumu ne kadar anlayacak ya da daha doğrusu hislerine ne kadar tercüman olacak?

Ardından gelecek olan adım ise hangi platformun kendisi için en iyisi olduğunu tayin etmek.

Sosyal medyaya dair verilerin ve analizlerin bulunduğu çoğu içerik sitesi aslında sivil toplum kuruluşlarından ziyade işletmeler arası pazarlama yani B2B (https://tr.wikipedia.org/wiki/B2B)  ya da işletmeden tüketiciye (https://tr.wikipedia.org/wiki/B2C ) e-ticaret modelini benimseyen işletmeler için içerik hazırlıyor. Ama onları yine de takip etmelisiniz, çünkü aynı pastadan pay almaya çalışıyorsunuz ve eğer ortada bir oyun varsa malesef kurallarını da büyük pay sahipleri belirliyor. Onlar kadar güçlü ve varlıklı olmasanız bile yine de kurallara dair fikir sahibi olmanıza bir engel yok.

Sosyal medya platformlarına dair sayılara bakacak olursak:

  • Bilgi ve iletişim sektöründe çalışanların yüzde 53’ü ve B2B’lerin yüzde 85’i Twitter’ı kullanıyor.
  • B2B hizmet sağlayıcıların yüzde 91’i LinkedIn’i kullanıyor.
  • Facebook’u ise genelde ürün görselleri kullanan işletmeler kullanıyor. Facebook’ta etkileşim alan gönderilerin yüzde 93’ünde fotoğraf bulunuyor.
  • Google+’ı arama motoru optimizasyonu, müşteri kazanma stratejilerinin önemli bir parçası olan bütün işletmeler.
  • Pinterest ise tahmin edeceğiniz gibi moda ve ticaret ile ilgilenen işletmeler için doğru bir tercihi oluşturuyor.
  • YouTube’a gelirsek, tüketicilerin yüzde 52’si ürün videosu izlemenin internetten alışveriş konusunda kendilerine daha da güvenmelerini sağlıyor.
  • Instagram’ın ise aylık 400 milyon kullanıcısı mevcut ve günde 80 milyondan fazla fotoğraf yükleniyor.
  • Snapchat’in günlük 100 milyon aktif kullanıcısı var ve günde 400 milyon snap paylaşılıyor.
  • Vine’ın aylık aktif 200 milyon kullanıcısı bulunuyor ve günde 1.5 milyar vine izleniyor.

Bu bilgiler ışığında bir sivil toplum kuruluşu olarak dönüp elinizdeki malzemeye bakmanız gerek. Bir internet siteniz kesinlikle olmalı, ister wordpress, ister blogger, ister başka bir platform üzerinden kurun ama kurun. Çünkü sosyal medya platformlarından editöryal süreçten geçirip sunacağınız içeriğin servis edildiği bir mecranız olmalı. Daha sonra Twitter ve Facebook’u ana aktörleriniz olarak kullanabilirsiniz.

Fakat bir ileriki adım için nasıl bir getirisi olacağını öngörmeye çalışmanız gerek. O platformlar ücretsiz olsa dahi insan kaynağı yatırımı gerektiriyor. Dolayısıyla yatırımınızın getirisi ne olacak? Sitenize yönlendirip daha fazla trafik mi? Mevcut bir imza kampanyanız için imza toplamak mı? Yoksa sadece üzerine çalıştığınız konu ile ilgili farkındalık yaratmak mı? Belki de daha fazla data (ad, soyad, e-posta adresi ve hatta belki telefon) toplayıp onlardan birer bağışçı/destekçi yaratmak?

Sonuç olarak, devamını getiremeyeceğiniz bir platforma sadece sosyal medyada varlık göstermek için üye olup, birkaç gönderi girip bırakmayın. Her platformda kurumunuzun adını korumak adına o isimle hesap alabilirsiniz, bu iletişim stratejinizin bir parçası olabilir. Fakat üç görsel ya da iki gönderi yayınlayıp, sürdürülebilir kılmayacağınız bir platformu kullanmaya hiç başlamamak daha akıllıca bir karar olabilir.

Kaynak:

http://expandedramblings.com/

http://www.socialmediaexaminer.com/

https://www.quicksprout.com/

https://tr.wikipedia.org/

http://tusev.org.tr/usrfiles/files/Izleme_Raporu_Veri_Brosuru.pdf

http://www.tusev.org.tr/tr/arastirma-ve-yayinlar/tusev-atolye/sivil-toplum-ile-ilgili-istatistikler

www.dernekler.gov.tr